19 Mart 2026 Perşembe

Bunu Herkes Bilir: Dünya Elbette Döner

 – Uçurtma rüzgârı bilir de yönünü bilmez.


Büyük el kumar açınca
İstatistik yasaları ne söyler bilmem ama
Mızıkmasın kimse; kartlar eşit dağıtılıyor.

Zardır bu;
herkese altı yüzü var.
Zarlar hileli değil —
tek yumurta ikizidir her olasılık.

Çoğu kez kaybetmek iyidir kazanmaktan;
Top her zaman beklenen köşeden gelmez.

Sizin bu konuda bakışınız
kaç amper?

Her şey zıddına döner.
Doğuya fazla giden batıya düşer;
Olasılık, görmek isteyene.

Zıtların birliği
çok can yakıcı tanrım!


Gününün nasıl geçtiği hiç önemli değil;
Eve her zaman başın dik olarak dön.

Patlatın çayları da içelim biraz.
Tevazuya varalım güvercin donunda.

Bir mıh bir nal kurtarsa da,
Bir nalın bir mıhı kurtardığı
vaki değildir.

Kutsal uskumru bu, Kaptan.
Gaz, frene çok yakın.

Bunu herkes bilir.

Beyne şerbet,
kalbe kezzap dökülür.
Yürek yanar…
Ciğer de.

Sen sonunu sorgula.
Yürekten gelen yüreğe gider;
Gelmeyen ırağa gider.

Çalmayı bilirsen kapı açılır.

Gemilere haber ver —
Alev aldı liman.

Yolu yok artık;
Yel değirmenleriyle dövüşeceğiz.

Güzel atlar
tersine yarışacaklar…


Boş ver, dünya döner nasılsa;
Her şey düzelecek derler sabah haberlerinde;
Gülersin refleks işte —
Biz de güleriz mecburiyetten.


Dünya döner; insan döndüğünü sanır.
Oyun çoktan kuruludur, eşitlik yalnızca masanın süsüdür.
Hakikat konuşmaz; biz gülerek üzerini örteriz.
Herkes bilir ama kimse yüksek sesle söylemez.



18 Mart 2026 Çarşamba

Hepimiz Bir Okyanusun Dalgasıyız


           Akışa kapılan değil, akışla uyumlanan yorulmaz.

Kendi merkezimizi korurken akışla uyumlanmak, kaybetmek değil;

 sürtünmeyi azaltmaktır. 

      Sevgiyle atılan her ilmek, akışla kendiliğinden bağ kurar.

Zarafet kalıcıdır.

 Ne kadar çok itersek, kapı o kadar ağırlaşır.

Kendi akışını korurken başkasının akışına saygı duymak:

 işte gerçek olgunluk.


Hepimiz sonsuz bir okyanus gibiyiz.

Hangi birimizi çalkalasak, mutlaka bir yerde bir yakamoz belirir.
Henüz yakamoz görünmemesi, akışın kanununda onun hiç doğmayacağı anlamına gelmez.

Akıntıya karşı sumo güreşi yapmanın gereği yok;
totalde hep kaybederiz.
Zira cüzî irade, küllî iradenin önünde daima eğilmiştir ve eğilecektir.

Bazen yapmamız gereken tek şey, eşiğe durup olanı algılamaya çalışmaktır.
Olanı değiştiremeyiz.
Sadece ondaki maksadı hissedebilir,
ve onunla aynı frekansta titreşebiliriz.

Seyrani boşuna dememiş:
“Aşkın iğnesiyle dikilen dikiş, kıyamete kadar sökülmez imiş.”

Dipnot olarak:
Charles Bukowski’nin mezar taşında “Don’t Try” yazar.
Boşuna söylememiştir.
Uyarısına kulak verelim;
zorlamayalım, akalım.

Live and let live düsturuyla…

Bir şairin dediği o hınzır cümleyi de unutmayalım:
“Hayat kısadır kuzucuklarım,
Yine de uzundur kuzucuklarım.”

17 Mart 2026 Salı

Pembe Panter: Sessizliğin Bu Kadar Komik Olabileceğini Kim Bilirdi?

 

“Param, param, param param param…”

Bu melodiyi duyduğunda aklına hâlâ sadece Napolyon

geliyorsa, üzgünüm ama bu yazıyı okuma. Çünkü biz bugün hayallerin, maceraların ve çocukluğumuzun parlak pembe evrenindeyiz.
(Üstelik Tommiks’in atının adı Napolyon falan değildi. Hâlâ şaşıranlar oluyormuş…)

Pembe Panter’in hikâyesi 1963’te başladı. Blake Edwards bir film çekelim dedi, Peter Sellers ortalığı birbirine katsın dedi, jenerikte de şöyle tatlı mı tatlı, zarif mi zarif, “Ben konuşmam, sadece yürürüm ve herkes bana güler” diyen bir yaratık olsun dedi… İşte Panter böyle doğdu.

Aslında tek işi filmin jeneriğini süslemekti ama o kadar karizmatikti ki, sahne ışıkları Peter Sellers’ı bile zor buluyordu. Jenerikte doğdu, kalbimize yerleşti, ekranlarda kalıcı oldu.

Yaratıcısı Friz Freleng, Pembe Panter sayesinde tam beş Oscar kazandı. Pembe Panter:
✔ konuşmaz,
✔ bakar,
✔ yürür,
✔ ve Oscar kazandırır.
Hepimize böyle arkadaşlar nasip olsun.

Panter’in konuşma konusuna gelelim… Bu arkadaş sessizliğin ekmeğini yiyor. Yalnızca Sink Pink isimli kısa filmde, “İnsanlar niye hayvanlara daha fazla benzemiyor?” diye hafif felsefi bir çıkış yaptı. Muhtemelen kendi sorusuna tatmin edici bir yanıt alamadı ki, bir daha hiç konuşmadı.

Pembe Panter’in cinsiyeti de yıllardır tartışma konusu. Çoğu kişi “erkektir” diyor; ama Meksika ve İspanya gibi ülkeler hiç oralı olmadan “La Pantera Rosa” deyip onu dişi ilan etmiş durumda. Panter bu ya; canı isterse pembe olur, isterse cinsiyetsiz. Bizim ne düşündüğümüzün bir önemi yok.

Panter’in bu kadar sevilmesinin bir diğer nedeni elbette Peter Sellers. Müfettiş Clouseau’nun sakarlığını, zekâsını, saçmalıkla deha arasındaki o kaçınılmaz salınımını izlemek bir tür terapiydi. Clouseau’nun uçağı kaybolup ortadan yok olduğu Trail of the Pink Panther, Sellers’ın son filmi oldu. Adam çekimler sırasında hayatını kaybetti, senaristler de “Ee biz şimdi ne yapacağız?” diyerek karakteri kaybolmuş ilan etti. Açık konuşalım: Clouseau bile bunu becerirdi.

Kato konusunu es geçmek olmaz…
Müfettiş Clouseau'nun “formda kalma” yöntemi, evde beklenmedik zamanlarda üzerine atlayan bir uşak ile dövüşmekti. Spor salonuna üye olmaya gerek yok, Kato varsa yeter!

Pembe Panter, yıllardır her neslin hayal dünyasında kendine yer açmayı başardı. Bazen Hollywood’da bir filmde karşımıza çıktı, bazen bir çizgi filmde sakince yürürken bulduk onu.
Ne yaparsa yapsın hep zarif, hep cool, hep… pembe kaldı.

Belki de Pembe Panter’i bu kadar sevmemizin nedeni bu:
Çocuk kalmak için bize bir bahaneye dönüşüyor.
Bir pembe çizgi bile bizi yıllar öncesine götürebiliyor.

Çünkü bazen deseni oluşturan bir parçaysan, bütün resmi görmek gerçekten zor.
Ama Pembe Panter devreye girince, resmin komik tarafı bir anda ortaya çıkıyor.






-OM-

 

İçe açılan bir kapıdır.

Söz çoğalmaz; azalır.

Her dize bir nefes,

her nefes bir hatırlayıştır.

Hakikat gürültüyle değil,

sessizlikle duyulur.


Sisleri dağıt.
Hakikati gör.

Tohumda bir öz var;
içinde orman.

Lotusun kalbi atar.
“Biz” oradan doğar.

Sisleri dağıt.
“Ben” deme; biz de.

Değişen sensin.
Hakikat yerinde.
Dünya döner;
sen merkezde.

“Ham idim, piştim, yandım.” de..

Dönüşü tamamla.
Kendini bul.

Kutup yıldızı gibi
sabit kal.

Unutma, her dönüş

yeni bir başlangıç.



 

12 Mart 2026 Perşembe

ÇİFT ÇENTİK

 

                                  “Oyun tahtada değil, şahın aynadaki aksinde biter.  

                                    Şah düşerse hakikat de biter.

                                    İki dikey çizgi arasında saklı bir ihtilal; biri vuruş,

                                    diğeri sonsuz yankı... 

                                    Son  karar daima sessizce yürüyen şahındır: 

                                    Rex Nunquam Moritur.


Sessizlik, tahtanın en ağır taşıdır şimdi.

Gözle görülmeyen bir hat çekilir ufka,

Vezirlerin feryadı, atların kişnemesi diner.

Zaman, iki dikey çizgi arasına sıkışır;

Biri vuruştur, diğeri yankı.

 

Kimsenin beklemediği o uğultu,

Bir feda değil, bir ihtilaldir.

Taşlar yer değiştirmez aslında;

Sadece hakikat yerini bulur.

İki ünlem; bir uçurumun kıyısında

Kendi gölgesini seyreden bir devdir.

 

Hesap kitap biter,

Mürekkep kurur,

Tahta susar.

Çünkü o iki çizgi indiğinde;

Artık ne hamle kalmıştır,

Ne de geri dönecek bir zaman.

Şahın aynadaki aksine

son bir selamıdır kalan. 






11 Mart 2026 Çarşamba

ŞAH MAT

 


ŞAH MAT

 

-“Piyonların arasında sessizce yürüyen bir şahın hikâyesi.

Her hamle bir izdir; hayat daima tahtada yazılır.

Görebilen kazanır; anlayan yaşar.

Hiçbir yenilgi son değildir.”

Hayatta her taş düşebilir…
Ama şah feda edilmez.
Şah düşerse oyun biter.

Şah sende saklı öz benliktir.
Şah mat olursa her şey biter;
meydan piyonlara kalır.

İki ünlem yeter—
şahı mat eder.

Düşün, bil, gör.
İki ünlem yeter;
dünya tersine döner.

Her taş düşer…
Yeter ki şah düşmesin.

Her taşı feda,
şaha can feda.

Şah düşerse oyun biter.
Tahtaya iki ünlem iner;
meydan piyonlara kalır…

22 Şubat 2026 Pazar

Tekâmülün Şiiri – III

Olgunluğa erememiş bir çelebiyim kimi zaman;

Tekâmül kapısında bekler yüreğim.

Eşiğe varır da geçemem çoğu kez,

Yarım kalır adımım,

Ateşe düşmez korum;

Savrulur acemi yüreğim.

Değişir insan, değişir dünya;

Hakikat hep aynı kalır.

Menziline varamayan dervişim kimi zaman;

Menzilim yol yol olur.

Arayan, aranan olur.

Hatta yürüyen bir insanım, yavaş yavaş;

Cana gelen, bana gelsin derim

Aynı yolda yürür, başka bir ben olurum.

Dökülür yüküm, güneş görür yeni hâlim