27 Mart 2026 Cuma

AYDINLIKTIR SONUMUZ!

 Bir tohumduk, filiz olduk,

Âlemlere bir iz olduk!
Yüz yıl yürüdük omuz omuza,
Cumhuriyetle biz olduk!

Yüz yıl!
Birlik bizim yolumuz!
Yüz yıl!
Aydınlıktır sonumuz!
Cumhuriyet,
Cumhuriyet,
Cumhuriyet’tir onurumuz!

Göklerde ses,
Yerde nefes;
Bir milletiz
tek yürek biz!

Yüz yıl ileri!
Yüz yıl neferi!
Cumhuriyet bizimle,
biz Cumhuriyetle!






Sessiz Bir Sınır: Hayır Diyebilmenin Hikmeti

 İnsan çoğu zaman başkalarına yetişirken kendinden uzaklaşır.

Gönülsüzce verdiği her “evet”, içindeki sessiz sese biraz daha gölge düşürür.
Oysa hayır diyebilmek, kabalık değil; insanın kendi varlığına gösterdiği en derin saygıdır.
Bu metin, sınır koymanın bir savunma değil, bir uyanış olduğunu; insanın, kendi sesini yeniden bulabilmesi için bazen bir adım geri çekilmesi gerektiğini anlatır.
Çünkü bazen en güçlü duruş, usulca söylenen bir “hayır”dır.

İnsan çoğu zaman kendi yorgunluğunu, başkalarının beklentileri arasında kaybeder.
Bazen evet dediğimiz şey, gönlümüzün çağrısı değil; sesimizi kısmaya alışmış bir nezaketin gölgesidir.
Böyle böyle içimizde biriken ağırlık, bize ait olmayan adımların izlerinden oluşur.

Oysa hayır demek, insanın kendine döndüğü ince bir kapıdır.
Gereksiz olanı bırakmak, Zen’de olduğu gibi yolu yalınlaştırır;
tasavvufta kalbi korumak, hangi kapıyı açacağını bilmekle başlar.
Hayır kelimesi, kabalık değil; insanın kendi özüne, zamanına ve ruhuna gösterdiği saygının en duru hâlidir.

Ve insan, sınırlarını koruyabildiğinde hafifler.
Bazen bir tek “hayır”, binlerce gönülsüz “evet”ten daha berrak, daha gerçek bir duruştur.
Çünkü kişi kendi iç sesini kaybetmediğinde, başkalarına da daha samimi bir “evet” sunabilir.




Tersine İsyan

 

“Bazı yolculuklar dışarıya doğru başlamaz.

İnsan önce kendi içindeki duvarları yıkar,

kendi karanlığına tutuşur, kendi ateşiyle aydınlanır.

Bu şiir, tersine dönen bir dünyanın içinde

tersine büyüyen bir isyanın sesidir.”

 

“Tersine akan nehir, yolunu kendi çizer.”

“Kendimi ateşe sürdüm de anladım, yıkılmakla başlar insanın dirilişi.”

 

 

İsyan! Yine yaktın içimi,

İsyan! Dİnlemem milletin sözünü,

İsyan! Döndü dünya tersine,

İsyan! Bitmez artık bu isyan!

İsyan! Gecem döndü gündüze,
İsyan! Umut düştü güneşe,
İsyan! Sığmadı yüreğimize…

İsyan! Kopardım zincirimi,
İsyan! Doldu da taştı sesim,
İsyan!
Dar geldi artık bu şehir,
İsyan! Durulmaz artık nehir.

İsyan! Yollara düştü gölgem,
İsyan! Rüzgâr vurdu yüzüme,
İsyan! Düşmedim, düşemem yine…

Nimetsin kutlu İsyan.

İsyan! Eğilmez başım,

İsyan! Sen varsan ben de varım.
İsyan! Yazıldı kader deftere…
İsyan! Sen varsın, ben varım yine.

İsyan! Adınla yeniden doğarım.






26 Mart 2026 Perşembe

Survivor 2026 / Zaferin Ritmi - Adaya damga vuran gol! Survivor Türkiye'de efsanevi an.

"Dominik kumları böyle bir gol görmedi! Nobre yazdı, Acun ve Ronaldinho izledi" 




#survivorturkiye #Survivor2026 #Geminisurvivor #acunmedya #nobre #acun #ronaldinho


Nihavend Kalmalısın

 


“Her gönül kendi makamında çalar; kimi hicazda yaralanır, kimi nihavend’de tamamlanır.”


Nihavend kalmalısın

Son sevgi olmalısın

Beni başa

Beni hicaza döndürme

Garip ayağı iflah etmez adamı…

-Ahmet KAYA


Nihavend kalmalısın,
Bir Şevkefzâ sabahında yüzün doğmalı üzerime,
Usûlün Hafîf olsun, dokunuşun Düyek…
Son sevgi değil yalnız,
Son karar perdesi olmalısın gönlümde.

Beni başa,
Beni hicâza döndürme;
Zira Hicaz, her geçkide kalbi burkan bir segâh karasıdır,
Her dönüşte içimi buran o eski fermanlı acıdır.
Bilirim, o makamda her nağme bir ah çeker,
Her ah, bir ömrü eksiltir.

Garip ayağı iflah etmez adamı…
Rast makamı gibi düz duramaz gönlüm;
Bir an Hüseynî’ye varır, bir an Kürdî’ye düşerim.
Sana tutununca ancak,
Sabâ sabahının serinliğini duyar içimdeki çöl.

Gel…
Bir taksim gibi ağır ağır yaklaş bana,
Perdeleri acele etmeden dolaş;
Zira bu yürek, çabuk çalınan şarkılara alışkın değildir.

Sen nihavend kal;
Ben, seni dinledikçe nihavendleşeyim.
Bir Murabba bestesi gibi, ağır fakat tam yerinde…
Ne eksik ne fazla.
Sana yazılmış bir güfte gibi yaşayayım seni.

Makamın yol olsun, usûlün nefes;
Tınım seyirle sana varırken,
Güfteme düşen üslubunda tamamlanayım.
Gel, son fasılda kalalım;
Karar perdemiz birbirine değsin, gece bitmesin.

Makamların insan hâllerine dokunduğu, her usûlün kalpte ayrı bir ritme dönüştüğü bir dünyada, bazen bir yüz, bir ses, bir iz; bütün bir fasıla bedel olur.

Bazı duygular nihavend bir susuşta saklanır, bazı acılar hicazın gölgesinde ağırlaşır.

Bu satırlar, bir mûsiki makamından ötekine savrulan bir gönlün, sonunda karar perdesini bulma arayışının hikâyesidir.

Bir nevi: kalbin kendi taksimi.

Bu şiir, insanın iç dünyasını bir fasıl düzeni gibi ele alıyor: inişleriyle çıkışlarıyla, makam değişimleriyle, kararsızlıkları ve karar perdeleriyle… Her duygu bir nağmeye, her kırılma bir geçkiye, her sükût bir usûlün içindeki boşluğa dönüşüyor. Aşk burada sadece bir his değil; bir seyir, bir yolculuk, bir icra üslubu. Kimi zaman hicaza dönen hüzün, kimi zaman nihavende sığınan huzur… Ve sonunda fark ediyoruz ki, insan kalbi de bir eser gibi tamamlanıyor: doğru makamda, doğru usûlde, doğru tınıyla. Şiir tam da bunu söylüyor — her gönül, nihayetinde kendi karar perdesini arıyor.

Klasik Türk mûsikisi, insan ruhunu yalnızca seslerle değil; ritim, makam ve seyir üzerinden kurduğu derin bir mimariyle anlatır. Makam, duygunun rengini belirler — Hicaz hüzne gömülü bir çağrı iken, Rast güvenli bir duruşu, Sabâ taze bir sabahı, Nihavend ise dingin bir iç çekişi taşır. Usûl, yani ritim örgüsü, bu duygunun nabzını tutar; bazen Hafîf gibi belli belirsiz bir nefes, bazen Düyek gibi düzenli ve kararlı bir yürüyüş olur. Ve bütün bu yapının içinde seyir, kalbin atacağı adımları gösteren görünmez bir yol haritasıdır: bir makamın nasıl başlayıp nasıl dolaşacağını, hangi perdeye yaslanıp nereye çökeceğini belirler.

Bu üçlü birlikte işlediğinde, ortaya sadece bir melodi çıkmaz; bir insan hâli ortaya çıkar. Bu nedenle her duygu bir makamda yankı bulur, her ritim o duygunun zamanını belirler. Şiirdeki iç dalgalanmalar da tıpkı bir fasıl gibi — değişen makamlar, tutuk ritimler, bekleyen geçkiler, sonunda kendi karar perdesine varan bir ruh hâlini anlatır.

Her makamın insanda ayrı bir iz bıraktığı bir fasıl yolunu birlikte dolaştık.
Sen okurken belki bir seyirde takıldın, belki bir usûlde kendini buldun, belki bir perdede durup içinden bir ah çektin.

Peki senin gönlünün makamı hangisi?
Hangi usûl, senin ritmini tutuyor?
Bir duyguya yaklaşırken ağır bir taksim mi seçiyorsun, yoksa hızlı bir geçkiyle mi atlıyorsun kendinden?
Hangi perdede karar kılıyorsun, hangi perdeden uzak duruyorsun?
Ve en önemlisi…
Sana göre “son fasıl” kiminle, hangi tınıda başlıyor?

Belki de şimdi sıra sende:
Kendi faslını, kendi karar perdeni bulmak için hangi makamdan başlayacaksın?


BU KIRLANGIÇLAR GİTMEMİŞLER MİYDİ?

-Sabret, boşluk da dolar elbet.

Giden gelen yok. Bir titreşimdir bu.
Durağan fulyanın üstünde arı
bir diyapozon gibi titremekte. Kırlangıç
tarihsizdir. Belleğim sarsılıp duruyor denizde.
Martı bir uçta kanat, bir uçta ses.
Ya sabah, ya öğle. Gemici ve bulut,
güneş ve yağmur kıl payı bir dengede.
Dolu bir boşluğu doldurup boşaltmak işimiz.
Ölülerle, gecelerle, sümbüllerle.

- Melih Cevdet ANDAY


Bu kırlangıçlar gitmemiş miydi—
belki de sabahın ışığıdır geri dönen.
Yoksa dönüyor mu gidenler,
kıl payı denge bozulmaya görsün.
Sabret, boşluk da dolar elbet.
Işık da iner seste.
Rüzgâr durulunca, ışık yeniden yerini bulur.



Adımı Duyacaksın

 Kendi gölgeme tutunamam,

eşiğinde duramam.

Ömrüm böyle geçecek,

bir buz parçası gibi eriyerek;

Yaşayıp öldüğümü kimseler bilmeyecek.

Geride ne söz bıraktım, ne iz…

Sessizliğin kuytusunda bir gölgeyim şimdi.

Öylesine karanlık ki gecem,

kendi sesine yabancı kalmış evim;

Bir gün rüzgâr dönerse aynı vadiden,

belki bir yaprağın titremesinde

benim adımı duyacaksın.

Ve ben, geçip gitmek için değil artık,

bir veda borcuyla değil,

sana değmek için döneceğim.


I cannot cling to my own shadow, I cannot linger on any threshold. Melting like a fragment of ice… No one will know I lived or died. IN THE SHIVERING OF A LEAF YOU WILL HEAR MY NAME, AND I, NOT TO PASS THROUGH ANYMORE, TO TOUCH YOU I WILL RETURN. TO TOUCH YOU I WILL RETURN.