“Sokağın yükünü çocuklar taşır sanırlar;
Oysa her acı önce bir annenin kalbine çöker.”
Dar sokakların yükünü omuzlarında taşır gençler;
Işığı az, gölgesi çok dünyada büyümeye çalışırlar.
Gölgelerden örülmüş dar bir sokak; duvarlarında paslı
çığlıkların yankısı gezinir.
Yerde yırtık bir çizgi roman gibi duran çocukluk, Daltonlar
misali savrulmuş hayallerin ardında kaybolur.
Kırık lambaların altında büyüyen yüzlere, kederin pası siner
avuç avuç.
“Kader kısa, yol uzun” der herkes; ama herkes bilir ki
karanlık, canın özünden ister borcunu.
Bir köşede kızıl bir cinayetin buğusu sürünür; gölgeler yer
altında birbirine karışır.
Silahın dili hızlıdır, vicdanın dili yavaş—insanı en çok
kendi sesi düşürür dize.
Dumanlı sokaklardan bir çağrı yükselir, fısıltı değil, tokat
gibi çarpan bir ses:
“Gel, kolay para burada…”
Oysa kolay para, insanın kendinden çaldığıdır; izi geçmez,
kokusu silinmez.
Mahalle suç değildir; suç insanın içinde açılan yarıktır.
Sokağı karartan dışarıdaki karanlık değil, içimizdeki
siyahlıktır.
Bir kez düşersen o kör çarkın dişlerine, geri dönmek kör
kuyudan göğe tutunmak kadar zordur.
Ama yine de bir ışık sızar bu çürük havanın arasından;
Gölgeleri yaran tek bir doğru adım, insanın kaderini yeniden
çizer.
Çünkü kötülük uzaktan cesur görünür; en büyük korkuyu
iyiliğin sessiz direnişinden duyar aslında.
On yedi bile değildir bazılarının yaşı; motor dumanlarının
gölgesinde büyütürler karanlıklarını.
Boş gururlarını silah sanıp şehre korku salar, kendi
çocukluklarını ateşe verirler.
Reşit bile olmadan “dünyayı ben kurdum” diye bakan gözlerle
dolaşırlar ara sokaklarda;
Kendi adımlarının ağırlığını taşıyamazken karanlığın
ağırlığına özenirler.
Zagor sanırlar kendilerini, Teksas diye bağırır hayalleri;
Tommiks edasıyla poz kesip Kızılmaske gibi susarlar
karanlığa.
Ama bilmezler ki gerçek hayat çizgi roman değildir; bedeli
kanla yazar geceler.
Gölgeler kahraman gösterir kendini; ama yiğitlik karanlığa
özenmek değil, onun içinden bile doğru adam çıkarabilmektir.
Bir adım geri,
bir adım ileri… Karanlık üstüne çöker ama yüreğini yenemez.
Sokak seni
çağırır—fısıltısı serin, sözü keskindir;
Ama insan
gölgesine değil, kendi ışığına tutunduğunda değer kazanır.
Çığlıklar diner,
motor sesleri susar; kibir paslanır, silah sessizleşir.
Ve geriye tek bir
soru kalır:
“Kimdin sen
karanlık çağırdığında?”
Dar sokakların
sert yüzünde büyüyen çocuk,
Oyun çağında
omzuna yük biner;
Yokluğun
gölgesinde üşüyen yürekler
Gücü yanlış yerde
arayınca suça savrulur.
Sıcak bir söz
bulamazken soğuk sokak sarar omuzlarını;
Biraz sevgi,
biraz ilgi görse değişecek kader,
Ama payına düşen
gölge, onu suçun sofrasına çeker.
Kırık bir evden
çıkan çocuk,
Şehrin koyu
karanlığına ortak olur istemeden.
Adam gibi adam
olmalı…
Karanlığa değil,
kendine meydan okumalı.
Gölgeler değil
doğrular büyütmeli adımlarını; sokak çok konuşur,
Ama adamlık
sessiz duruşta belli olur.
Silaha değil
iradeye güvenmeli;
Kolay olana
değil, zora yürümeli;
Çamura değil,
hakikatin taşına basmalı.
Adam gibi adam
olmalı—
Gerisi savrulur,
gerisi unutulur, gerisi yalan…
Yalan…
Yalan…
Gölgeler dağılır
bir gün;
Ama karakter,
insanın ardında bıraktığı izdir.
Ve gece ne kadar
büyürse büyüsün,
Doğru duran insan
her zaman ondan daha büyük kalır.
Geceler sessiz değildir bu semtte;
Şehrin vicdanına
bir gölge düşer.
Karanlık, en çok
çocukların adımlarına takılır.
Büyümeden
büyütülmüş çocukların açtığı yaralar
Ne isim taşır, ne
adres;
Her zaman bir
anne kalbine düşer ateş,
Ardında derin bir
yara bırakır.
Dumanı kimsenin
görmediği bir sessizliğe döner,
Taşınamaz bir yük
olur.
Toprak soğur…
Ama en çok
anneler üşür…
“En derin yarayı
anneler taşır,
Suskun geceleri en çok anneler bilir.”

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder