29 Mart 2026 Pazar

GÖLGELERİN İÇİNDEN ADAM ÇIKMALI

 

“Sokağın yükünü çocuklar taşır sanırlar;

Oysa her acı önce bir annenin kalbine çöker.”

 

Dar sokakların yükünü omuzlarında taşır gençler;

Işığı az, gölgesi çok dünyada büyümeye çalışırlar.

Gölgelerden örülmüş dar bir sokak; duvarlarında paslı çığlıkların yankısı gezinir.

Yerde yırtık bir çizgi roman gibi duran çocukluk, Daltonlar misali savrulmuş hayallerin ardında kaybolur.

Kırık lambaların altında büyüyen yüzlere, kederin pası siner avuç avuç.

“Kader kısa, yol uzun” der herkes; ama herkes bilir ki karanlık, canın özünden ister borcunu.

Bir köşede kızıl bir cinayetin buğusu sürünür; gölgeler yer altında birbirine karışır.

Silahın dili hızlıdır, vicdanın dili yavaş—insanı en çok kendi sesi düşürür dize.

Dumanlı sokaklardan bir çağrı yükselir, fısıltı değil, tokat gibi çarpan bir ses:

“Gel, kolay para burada…”

Oysa kolay para, insanın kendinden çaldığıdır; izi geçmez, kokusu silinmez.

Mahalle suç değildir; suç insanın içinde açılan yarıktır.

Sokağı karartan dışarıdaki karanlık değil, içimizdeki siyahlıktır.

Bir kez düşersen o kör çarkın dişlerine, geri dönmek kör kuyudan göğe tutunmak kadar zordur.

Ama yine de bir ışık sızar bu çürük havanın arasından;

Gölgeleri yaran tek bir doğru adım, insanın kaderini yeniden çizer.

Çünkü kötülük uzaktan cesur görünür; en büyük korkuyu iyiliğin sessiz direnişinden duyar aslında.

On yedi bile değildir bazılarının yaşı; motor dumanlarının gölgesinde büyütürler karanlıklarını.

Boş gururlarını silah sanıp şehre korku salar, kendi çocukluklarını ateşe verirler.

Reşit bile olmadan “dünyayı ben kurdum” diye bakan gözlerle dolaşırlar ara sokaklarda;

Kendi adımlarının ağırlığını taşıyamazken karanlığın ağırlığına özenirler.

Zagor sanırlar kendilerini, Teksas diye bağırır hayalleri;

Tommiks edasıyla poz kesip Kızılmaske gibi susarlar karanlığa.

Ama bilmezler ki gerçek hayat çizgi roman değildir; bedeli kanla yazar geceler.

Gölgeler kahraman gösterir kendini; ama yiğitlik karanlığa özenmek değil, onun içinden bile doğru adam çıkarabilmektir.

Bir adım geri, bir adım ileri… Karanlık üstüne çöker ama yüreğini yenemez.

Sokak seni çağırır—fısıltısı serin, sözü keskindir;

Ama insan gölgesine değil, kendi ışığına tutunduğunda değer kazanır.

Çığlıklar diner, motor sesleri susar; kibir paslanır, silah sessizleşir.

Ve geriye tek bir soru kalır:

“Kimdin sen karanlık çağırdığında?”

Dar sokakların sert yüzünde büyüyen çocuk,

Oyun çağında omzuna yük biner;

Yokluğun gölgesinde üşüyen yürekler

Gücü yanlış yerde arayınca suça savrulur.

Sıcak bir söz bulamazken soğuk sokak sarar omuzlarını;

Biraz sevgi, biraz ilgi görse değişecek kader,

Ama payına düşen gölge, onu suçun sofrasına çeker.

Kırık bir evden çıkan çocuk,

Şehrin koyu karanlığına ortak olur istemeden.

Adam gibi adam olmalı…

Karanlığa değil, kendine meydan okumalı.

Gölgeler değil doğrular büyütmeli adımlarını; sokak çok konuşur,

Ama adamlık sessiz duruşta belli olur.

Silaha değil iradeye güvenmeli;

Kolay olana değil, zora yürümeli;

Çamura değil, hakikatin taşına basmalı.

Adam gibi adam olmalı—

Gerisi savrulur, gerisi unutulur, gerisi yalan…

Yalan…

Yalan…

Gölgeler dağılır bir gün;

Ama karakter, insanın ardında bıraktığı izdir.

Ve gece ne kadar büyürse büyüsün,

Doğru duran insan her zaman ondan daha büyük kalır.

Geceler sessiz değildir bu semtte;

Şehrin vicdanına bir gölge düşer.

Karanlık, en çok çocukların adımlarına takılır.

Büyümeden büyütülmüş çocukların açtığı yaralar

Ne isim taşır, ne adres;

Her zaman bir anne kalbine düşer ateş,

Ardında derin bir yara bırakır.

Dumanı kimsenin görmediği bir sessizliğe döner,

Taşınamaz bir yük olur.

Toprak soğur…

Ama en çok anneler üşür…

  

“En derin yarayı anneler taşır,

Suskun geceleri en çok anneler bilir.”





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder