erikli-mecidiye (saros
körfezi) anısı
-özgürlük
hiçbir zaman idmansız bırakılmaya gelmez – norman mailer
Denizin insanı çağırdığı
anlar vardır; ne ses duyarsınız ne söz, ama içinizde derin bir yer, suyun
altındaki başka bir dünyaya doğru çekilir. İşte Saros’a doğru yola çıktığımız o
uzun gecede hepimiz aynı sese kulak vermiştik: “Asıl olan derinlerdedir.”
Şehrin dar sokaklarından
kopup Erikli’nin sessizliğine varana dek, yolculuğumuzun nereye değil, neye
dönüşeceğini düşünüyorduk. Yanımızda yalnızca gerekli eşyalar değil; merak,
hafif bir tedirginlik ve denizin altındaki yaşamın sırlarına karşı çocukça bir
heyecan vardı.
Sabahın ilk ışıklarıyla
Mecidiye’deki tekneye geçtiğimizde, güvertede kendine has bir ritim hâkimdi.
Kimsenin görmediği ama herkesin hissettiği bir düzen… Suya inenler ve çıkanlar,
hazırlanıp bekleyenler, dalış ekipmanlarıyla sessiz bir töreni andıran hazırlıklar…
Sanki tekne, bir laboratuvar değil de yaşayan bir organizmaydı.
Derken, uzak bir anının
içinden gelmiş gibi, Kaptan Cousteau’nun hayali ağır ağır beliriverdi suyun
üzerinde. Yanında, yılların bilgeliğini omuzlarında taşıyan Calypso… Ne suyu
yardılar ne de gölgeleri bozarak yaklaştılar; onların gelişi, denizin hafızasının
bize dokunuşu gibiydi.
Cousteau, sanki “Dalıyorsun
ama nereye indiğini biliyor musun?” der gibi başıyla selam verdi.Calypso ise
dalgaların üzerinde bir süre durdu; sonra yalnızca bir hatıraya dönüşür gibi
silinip gitti.
Gün boyu teknede ritim hiç
bozulmadı. Derine inenler her geri dönüşlerinde değişmiş görünüyordu; sanki her
dalış, insanın kendisiyle temas ettiği bir eşikti. Dalış eğitmenlerinden biri,
yüzeye çıktığında “Bir üst seviyeye çıktım,” dediğinde, bunun yalnızca teknik
bir seviye değil, ruhsal bir yükseliş olduğunu hissediyorduk.
Teknenin önünde acil durumlar
için dolu tüp sallandırıyorlar. Dalgıçlar için hayati önemde bir dost. Düşünüyoruz
keşke hayatın kendisi de böyle olsa… Zorlandığımızda koşup sarılabileceğimiz
bir “acil durum tüpü” olsa.
Öğleye yaklaşırken dalıştan
dönenlerin teninde tuzla birlikte derinliğin bilgisinin de parladığı
görülüyordu. Kimse bunu kelimelere dökmüyordu ama hepimiz aynı duyguyu
taşıyorduk: Suyun altında yalnızca balıkları değil, kendimizi de görüyorduk.
Akşamüstü geldiğinde Saros’un
rengi ağırlaşıyor, gökyüzü suyun üzerinden bize son bir ışık çizgisi
bırakıyordu. Gezinin bitmekte olduğunu biliyorduk, ama içimizde başka bir şey
yeni başlıyordu.
Dalışın öğrettiği en temel
şey şuydu:
Gördüklerin, görmediklerinin
küçük bir parçasıdır.
Tekne kıyıya yaklaşırken,
denizin hafifçe yükselen sesiyle rüzgâr birleşti. O sesin nereden geldiğini
bilmiyorduk ama şöyle diyordu sanki:
“Derinlik bitti sanma. Asıl
yolculuk şimdi başlıyor.”
Biz döndük. Saros sustu. Ama
içimizde bir şey hâlâ dalmaya devam ediyor.

_yazi%202_AI%20G%C3%B6rseli.png)

.png)