6 Şubat 2026 Cuma

Delos’lu Dalgıç Der ki “Asıl Olan Derinlerdedir”

 


erikli-mecidiye (saros körfezi) anısı

 

-özgürlük hiçbir zaman idmansız bırakılmaya gelmez – norman mailer

 

Denizin insanı çağırdığı anlar vardır; ne ses duyarsınız ne söz, ama içinizde derin bir yer, suyun altındaki başka bir dünyaya doğru çekilir. İşte Saros’a doğru yola çıktığımız o uzun gecede hepimiz aynı sese kulak vermiştik: “Asıl olan derinlerdedir.”

 

Şehrin dar sokaklarından kopup Erikli’nin sessizliğine varana dek, yolculuğumuzun nereye değil, neye dönüşeceğini düşünüyorduk. Yanımızda yalnızca gerekli eşyalar değil; merak, hafif bir tedirginlik ve denizin altındaki yaşamın sırlarına karşı çocukça bir heyecan vardı.

 

Sabahın ilk ışıklarıyla Mecidiye’deki tekneye geçtiğimizde, güvertede kendine has bir ritim hâkimdi. Kimsenin görmediği ama herkesin hissettiği bir düzen… Suya inenler ve çıkanlar, hazırlanıp bekleyenler, dalış ekipmanlarıyla sessiz bir töreni andıran hazırlıklar… Sanki tekne, bir laboratuvar değil de yaşayan bir organizmaydı.

 

Derken, uzak bir anının içinden gelmiş gibi, Kaptan Cousteau’nun hayali ağır ağır beliriverdi suyun üzerinde. Yanında, yılların bilgeliğini omuzlarında taşıyan Calypso… Ne suyu yardılar ne de gölgeleri bozarak yaklaştılar; onların gelişi, denizin hafızasının bize dokunuşu gibiydi.

 

Cousteau, sanki “Dalıyorsun ama nereye indiğini biliyor musun?” der gibi başıyla selam verdi.Calypso ise dalgaların üzerinde bir süre durdu; sonra yalnızca bir hatıraya dönüşür gibi silinip gitti.

Gün boyu teknede ritim hiç bozulmadı. Derine inenler her geri dönüşlerinde değişmiş görünüyordu; sanki her dalış, insanın kendisiyle temas ettiği bir eşikti. Dalış eğitmenlerinden biri, yüzeye çıktığında “Bir üst seviyeye çıktım,” dediğinde, bunun yalnızca teknik bir seviye değil, ruhsal bir yükseliş olduğunu hissediyorduk.

 

Teknenin önünde acil durumlar için dolu tüp sallandırıyorlar. Dalgıçlar için hayati önemde bir dost. Düşünüyoruz keşke hayatın kendisi de böyle olsa… Zorlandığımızda koşup sarılabileceğimiz bir “acil durum tüpü” olsa.

 

Öğleye yaklaşırken dalıştan dönenlerin teninde tuzla birlikte derinliğin bilgisinin de parladığı görülüyordu. Kimse bunu kelimelere dökmüyordu ama hepimiz aynı duyguyu taşıyorduk: Suyun altında yalnızca balıkları değil, kendimizi de görüyorduk.

 

Akşamüstü geldiğinde Saros’un rengi ağırlaşıyor, gökyüzü suyun üzerinden bize son bir ışık çizgisi bırakıyordu. Gezinin bitmekte olduğunu biliyorduk, ama içimizde başka bir şey yeni başlıyordu.

Dalışın öğrettiği en temel şey şuydu:

 

Gördüklerin, görmediklerinin küçük bir parçasıdır.

Tekne kıyıya yaklaşırken, denizin hafifçe yükselen sesiyle rüzgâr birleşti. O sesin nereden geldiğini bilmiyorduk ama şöyle diyordu sanki:

 

“Derinlik bitti sanma. Asıl yolculuk şimdi başlıyor.”

 

Biz döndük. Saros sustu. Ama içimizde bir şey hâlâ dalmaya devam ediyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder