6 Şubat 2026 Cuma

Delos’lu Dalgıç der ki: “Asıl Olan Derinlerdedir”

 


Erikli–Mecidiye (Saros Körfezi) anısı

ondört/onbeş haziran iki bin sekiz

Özgürlük hiçbir zaman idmansız bırakılmaya gelmez. – Norman Mailer

Su dünyasının perde elli kızı Gül, rutin dalış krizlerinden birini yaşıyordu. Travma olarak zuhur eden dalma hissini köreltmek için tek yolu Saros’tu. Nondiver olarak biz de dalışa davet edilmiştik. Yabancısı olduğumuz ekosistemi yakından tanıyacak, teorik dalış bilgilerini bu işin gurularından öğrenecek ve Discovery dalışı yapacaktık. Hepsinden önemlisi, bilimsel gözlemle perde ellilerin nasıl beslendikleri, komünlerinde nasıl davrandıkları, nasıl iş birliği yaptıkları gibi, dimağımızın ötesindeki girift konularda bilimsel veri toplayacaktık. Zengin bir amaç bütünlüğü olduğundan, zerre düşünmeden tura katılma kararı aldık.

Tur programı brüte yakındı diyebilirim. Kaçta ve nerede buluşulacağı, nerede kalınacağı, kimlerin geleceği, programda nelerin olduğu konuları açık uçlu bırakılmış; her an, her noktadan yeni sürpriz filizleri yeşermesine imkân veren bu yapı, hafta sonumuzun sürprizler okyanusuna açılacağının işaretlerini veriyordu.

İhtiyaç listesi olarak verilmiş iki mayo, bir havlu, bir çift Ceyo terlik ve cilt kalınlığına göre güneş kremi — bende pösteki olduğundan getirme gereği duymadım — tedarik edip, sevk bölgesi olarak bildirilmiş Kadıköy Çetinkaya Mağazası önüne gece 02.00 sularında intikal ettik. Yarım saat bekleme sonrası bir hareket belirtisine rastlamayınca içimizde sinüzoidal panik eğrileri salınıma geçti. Pik noktaya varmadan ilk gruplar sökün etmeye başlayınca paniği tolere edebildik. Dalış ekipmanlarının stok sayımı yapıldı, personel listeleri ile kafa sayıları eşleştirildi, İstanbul’la hesap kapanışları yapıldı. Yola çıkmamız için tüm engeller bir bir aşıldığından Saros’a ışınlanmaya artık hazırdık. Verilen bilgiye göre Pehlivan Otel’de kalınacak, kahvaltı sabah 08.15’te otelde alınıp tekneyle dalışa gidilecekti. İçim içime sığmıyor, heyecandan gözüme uyku girmiyor, bir yandan Boşnak stili kuru et yiyor, yol boyu Saros tabelası arıyordum. Ne yazık ki tek bir Saros tabelası göremedim. Şimdi sıkı durun, komployu açıklıyorum: Saros diye bir yer yok. Erikli var, Mecidiye var, İbrice var, irili ufaklı koylar var; koskoca Saros yok. Buna ne demeli?

Otelimiz Erikli’de, teknemiz Mecidiye’de, ruhlarımız denizlerin tanrısı Poseydon’un sarayındaydı. 104 numaralı odaya eşyalarımızı yıktık ve hemen uyku vaziyeti aldık. Saatimiz çalmayınca az daha uyuya kalıp geç kalıyorduk. Kahvaltıyı müteakip istikametimiz Mecidiye idi. Tekneye ulaştığımızda teknenin doluluk seviyesi %117’lere ulaşıyordu. Üst katta plajcılar, alt katta dalıcılar… Sürekli bir hareket var teknede. Elektronlara özgü nitelikte davranıyor teknedeki insanlar; yerini tespit ettiğinde hızını takip edemiyorsun, hızını kestirdiğinde yeri bulanıklaşıyor. Kütlesel çekime maruz kalmamak için belirli noktalara çekirdek sabitliğinde konuşlanıyorduk. Elbette böylesi kaos ortamında eylemsizliğimiz dikkat çekiciydi.

Yıllar içinde geliştirilen dalış teknikleri tamamen sistemler üzerine kurulmuş. Birebir ilişkileri belirleyen Buddy Sistemi, yardımlaşma nosyonunu sağlayan İmece Sistemi, solumayı sağlayan Regülatör Sistemi, basıncı belirleyen Deko Sistemi, ustalığı işaretleyen Yıldız Sistemi… Scuba Diving’in özünü oluşturan sistemler bunlar. Bunları öğrenmeden mümkün değil dalamazsın. Yeterli eğitim almadan dalarsan maskenin içine su girince çıkaramazsın, su altında regülatörün ağzından çıkarsa panik yaparsın, şnorkelin bacağına dolanırsa palet çırpamazsın. Bu işi uzmanlarından öğrenirsen eğer ne derinlik sarhoşluğu, ne emboli, ne vurgun bana mısın demezsin. Hilafsızım; Mariana Çukuru’na 10 saniyede tek parça olarak iner, megatonluk basınç altında seyyah olursun da kudret kaleminde ömür mürekkepleri tükenmeden nadide mürekkep balıklarının 8 megapikselli, housingli dijital kameranla ölümsüz enstantanelerini yakalarsın.

Şimdi yaşadığımız olayları çözümlemeye başlıyorum. Teknede en az gördüğüm Özkan Hoca. Sabahtan dalıyor, akşamdan tekneye çıkıyor. Ara ara gözüme çarpıyor. Hep su altında; sanırım enerjisini deniz yosunlarından damıtıyor. Nadiren su yüzeyine çıktığı anlarda “10 deko seviyesine çıktım” diyor; mistik, ruhsal bir yükselme olmalı kastettiği, çok anlayabilmiş değilim. Latif “palet, palet” diyerek koşturup duruyor teknede. İlk tecrübesi olduğundan dokularında kabarcık yapan gazlarla nasıl başa çıkabileceğini bilemiyor. Gül “Bana yardım etsene” dedikçe boş gözlerle “palet, palet” diye sayıklıyor. Bir ara “havlu, havlu” diye de sayıklıyordu. Öznur gün boyu sarman kedi gibi kıvrılıp uyuyor, arada çığlık aryaları eşliğinde denize giriyor. Ümit 200 barla dalıp 40 barla çıkabilen yegâne dalıcı içimizde; hafiften türkü mırıldanıyor: “Al da barı, kırk barı; dağlara sordum yari.” Hücresel basınçlarında gözle görünür bir asimetri oluşmuş. Karbüratör ayarının hava–yakıt karışımını 1/16 oranında tutturamamış Gül; sinüslerinde sıvılaşma olduğu anlaşılıyor, burun bölgesinde kaçak yapıyor, şıpır şıpır damlıyor; sağanak mübarek. Ekipman Sea & Sea 750 G değil mi? Başka yerde bulamazsın öyle dalından vişne. Özkan Hoca’nın çapkın oğlu üst katta kızları tavlamak için bir kelebek oluyor, bir arı; yapmadığı maskaralık yok. Ersin Hoca kendi dalgıç elbisesini kendi tasarlayıp diktirmiş, trikotaj üstüne seminer veriyor. “Hem huysuzum hem tatlı” diyen Serap Hoca; boş tüpü götür, dolu tüpü getir, fermuarı çek, BCD’yi as, regülatörü açık bırakma, ekipmanları platformdan al türünden emirler dikte ediyor. Funda, bir mülteci gibi sanaldan katılmış popülasyona; denizkızı gibi bir yarısı işle meşgul, bir yarısı Sharm-el Sheikh’te. Benim belimde 10’luk kurşun kemer, bir elimde çay, bir elimde sigara; “Acaba şuradan atlasam kaç dakikada dibi görürüm?” diyerek sondaj yapıyorum. Ruhlarımız dalgıç olmuş azot azaltırken, “Simurg, simurg” diyerek okyanus tabanında sismik döngülerle “Bizden içeri olan Biz”i keşfediyor, evrenin birebir kopyasını çıkarıyor.

Bu arada yemek dağıtımı başlayacak; ben gidip sıraya gireyim bari. Bir kıçlık yer buluruz da salatalarımız rüzgârda uçuşmadan tıkınırız artık. Tepsiyi üst kata asla çıkaramazsın; acemiysen, gerekli akrobatik yetenekten mahrumsan dökersin hepsini gözüm, dikkat et.

Teknenin önünde acil durumlar için dolu tüp sallandırıyorlar. Havasız kalırsan aşağıda hiç korkma; doğru acil durum tüpüne koş. Keşke şu zorlu dünyada bizlerin de birer acil durum tüpü olsa da başımız sıkışınca koşuversek yanına, Hızır soyundan. Denizden çıkan dalıcılar plastik duşla bir önlerini bir arkalarını suluyorlar; fasulyeyi pamuğa yatırmışlar, çimlendirmekle meşguller. Teknenin motoru sürekli devirdaimde, hava basıyor boş tüplere. Kulaklarımızda geçici sağırlık zuhur etmekte.

Ne kadar bitmesini istemesek de her nesne gibi Saros gezimizin de sonu yaklaşıyor; anlamak için dalgıç olmaya gerek yok. Sırtımızda taşıdığımız yükleri geçici de olsa güverteye bırakmanın, stresten arınmanın ferahlığını hâlâ hissediyoruz. Sabit olmayan yörüngede bağlandığımız nehir yolculuğunda bir güzel anı daha kaydettik hanemize. Teşekkür ederiz Gül.

Bir dahaki sefere Özkan Hoca’ya söz verdim; ben de Discovery yapacağım. Temmuz’da bir daha gidelim. Ama Funda, bu kez sanalda değil, gerçekte görmek isteriz seni aramızda.

Bu bölgede dalış yapılmakta; izinsiz çıpa atmayalım lütfen. Teknenin altı yosun tutmadan durmaksızın yola devam. Çünkü görmediklerimiz, gördüklerimizin yanında Everest Dağı gibidir. Koniçiva.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder