31 Mart 2011 Perşembe

Yeraltı Edebiyatı

Beyaz Zenciler
Ingvar Ambjörnsen
Ayrıntı Yayınları / Yeraltı Edebiyatı Dizisi


Asilerin,
kaybedenlerin,
hayalperestlerin,
küfürbazların,
günahkarların,
beyaz zencilerin,
aşağı tırmananların,
yola çıkmaktan çekinmeyenlerin,
uçurumdan atlayanların…
dili, sesi
Yeraltı Edebiyatı…

Ayrıntı Yayınları'nın Yeraltı Edebiyat seçkisi bu satırlarla başlıyor. Ingvar Ambjörnsen'in Beyaz Zenciler kitabında hayata tutunamayanlar gayet güzel işlenmiş. Aslında hepimiz hayata tutunmakta güçlük çekiyoruz. O nedenle kendinizden de bir şeyler bulabilirsiniz bu kitapta.

Kaybedenler konusunda Samuel Beckett en güzelini söylemiş:

"hep denedin.
hep yenildin.
olsun.
yine dene.
yine yenil.
daha iyi yenil." 

Siz siz olun denemekten asla vazgeçmeyin. Tekrar tekrar denemekle, tekrar tekrar yenilmekle bir süreç yaşanıyor. Önemli olan da bu sayısız denemelerin bizlere getirdiği katkılardır. Marifet yenmek yenilmek değil, insan kalabilmek elbette. Çoşkuyu, isteği kaybetmemek, at kıçına yapışan sinek gibi sımsıkı sarılmak hayata, sonuç ne olursa olsun.

Nordic Walking

Nordic Walking denen yürüyüş biçimine Sarıgerme Aldiana'da rastlamıştım. Normal bildiğimiz yürüyüşün ellerde kayak sopası ile yapılanı. Ankara'da Finlandiya'lı Büyükelçi bu sporu yapıyormuş. Bu spor Finlandiya'da ortaya çıkmış ve pek yakında dünyanın her tarafına yayılacakmış. Vücudun alt kısmını da, üst kısmını da eşit olarak çalıştırıp, uzun yürüyüş adımları sağlayıp, daha fazla enerji yakılmasını sağlıyormuş. Yabancı ad ya Nordic Walking ilgimizi çekiyor hemen. Yoksa Anadolu’da bizim sığırtmaçlar, çobanlar yüzlerce yıldır ellerinde değnekle yürüyorlar zaten. Yeni değil ki bu spor bizde. Biz onu bunu bilmeyiz. Bir bildiğimiz Walking Like An Egyptian ile Moonwalker'dır. Gerisi hikayedir. Doğa ile iç içe olmak için yürüyüşlerde bir koltuk altına kuzu, bir koltuk altına oğlak alırsanız yürüyüşlerde hem spor yapmış olursunuz hem de arada onları besler, iyilik etmiş olursunuz. Çok sıcak kanlılar, kayak sopaları gibi değiller.

Abb shaper'lar, taibo'lar, bilimum eksantrik uçarılıklar. Esir almışlar hepimizi. Bu ürünlerin reklamlarında önceki hali göbekli, kullandıktan sonraki hali kaslı biri olur daima. Ama sen alıp kullanmaya başlarsan o kaslara ulaşmak için yüzlerce yıl yırtınırsın. Fine tunning modundan ayar olmamak için sporlu günler sizlerin olsun.

100 Temel Eser – T.C. Milli Eğitim Bakanlığı

TÜRK EDEBİYATI 
1 •  M. Kemal Atatürk -Nutuk 
2 •  Kutadgu Bilig'den Seçmeler   
3 •  Dede Korkut Hikâyeleri   
4 •  Yunus Emre Divanı'ndan Seçmeler   
5 •  Mevlana -Mesnevî'den Seçmeler 
6 •  Nasreddin Hoca Fıkralarından seçmeler   
7 •  Divan Şiirinden Seçmeler   
8 •  Halk Şiirinden Seçmeler   
9 •  Evliya Çelebi  -Seyahatnâmesi'nden Seçmeler 
10 •  Kerem ile Aslı   
11 •  Samipaşazade Sezai -Sergüzeşt 
12 •  Halit Ziya Uşaklıgil -Mai ve Siyah 
13 •  Hüseyin Rahmi Gürpınar -Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç
14 •  Ahmet Rasim -Şehir Mektupları 
15 •  Ahmet Hikmet Müftüoğlu -Çağlayanlar 
16 •  Ömer Seyfettin -Hikâyelerden Seçmeler 
17 •  Mehmet Âkif Ersoy -Safahat 
18 •  Ahmet Haşim -Bize Göre 
19 •  Yahya Kemal Beyatlı -Eğil Dağlar 
20 •  Yahya Kemal Beyatlı -Kendi Gök Kubbemiz 
21 •  Abdulhak Şinasi Hisar -Boğaziçi Mehtapları 
22 •  Ruşen Eşref Ünaydın -Diyorlar ki 
23 •  Yakup Kadri Karaosmanoğlu -Kiralık Konak 
24 •  Yakup Kadri Karaosmanoğlu -Yaban 
25 •  Refik Halit Karay -Memleket Hikâyeleri 
26 •  Refik Halit Karay -Gurbet Hikayeleri 
27 •  Halide Edib Adıvar -Sinekli Bakkal 
28 •  Halide Edib Adıvar -Mor Salkımlı Ev 
29 •  Reşat Nuri Güntekin -Anadolu Notları 
30 •  Reşat Nuri Güntekin -Çalıkuşu 
31 •  Falih Rıfkı Atay -Çankaya
32 •  Falih Rıfkı Atay -Zeytindağı 
33 •  Faruk Nafız Çamlıbel -Han Duvarları 
34 •  Nazım Hikmet -Memleketimden İnsan Manzaraları 
35 •  Şevket Süreyya Aydemir -Suyu Arayan Adam
36 •  Memduh Şevket Esendal -Ayaşlı ile Kiracıları 
37 •  Peyami Safa -Dokuzuncu Hariciye Koğuşu 
38 •  Peyami Safa -Fatih-Harbiye 
39 •  Nihad Sami Banarlı -Türkçe'nin Sırları 
40 •  Ahmet Hamdi Tanpınar -Beş Şehir 
41 •  Ahmet Hamdi Tanpınar -Sahnenin Dışındakiler 
42 •  Samiha Ayverdi -İbrahim Efendi Konağı 
43 •  Necip Fazıl Kısakürek -Çile 
44 •  Sabahattin Ali -Kuyucaklı Yusuf
45 •  Ahmet Kutsi Tecer -Şiirler 
46 •  Ahmet Muhip Dıranas -Şiirler 
47 •  Âşık Veysel -Dostlar Beni Hatırlasın 
48 •  Orhan Veli -Bütün Şiirleri 
49 •  Cahit Sıtkı Tarancı -Otuzbeş Yaş (Bütün Şirleri) 
50 •  Kemal Tahir -Esir Şehrin İnsanları 
51 •  Orhan Kemal -Eskicinin Oğulları 
52 •  Sait Faik Abasıyanık -Kayıp Aranıyor 
53 •  Sait Faik Abasıyanık -Hikâyelerinden Seçmeler 
54 •  Halikarnas Balıkçısı -Aganta Burina Burinata 
55 •  Kemal Bilbaşar -Cemo 
56 •  Samim Kocagöz -Kalpaklılar 
57 •  Tarık Buğra -Küçük Ağa 
58 •  Necati Cumalı -Tütün Zamanı 
59 •  Rıfat Ilgaz -Karartma Geceleri 
60 •  Orhan Hançerlioğlu -7. Gün 
61 •  Fakir Baykurt -Kaplumbağalar 
62 •  Faik Baysal -Drina'da Son Gün
63 •  Abbas Sayar -Yılkı Atı 
64 •  Haldun Taner -Hikâyelerinden Seçmeler 
65 •  Oğuz Atay -Bir Bilim Adamının Romanı 
66 •  Aziz Nesin -Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz 
67 •  Sabahattin Kudret Aksel -Gazoz Ağacı
68 •  Tarık BUĞRA -Osmancık 
69 •  Cemil Meriç -Bu Ülke 
70 •  Ord. Prof. Dr. Ali Fuat BAŞGİL -Gençlerle Başbaşa 
71 •  Naki Tezel -Türk Masalları 
72 •  Salâh Birsel -Boğaziçi Şıngır Mıngır 
73 •  Bahattin Özkişi -Sokakta 

DÜNYA EDEBİYATI 
74 •  Beydeba -Kelile veDimne 
75 •  Eflatun -Devlet 
76 •  Eflatun  -Sokrates'in Savunması
77 •  Sadi -Gülistan 
78 •  Servantes -Don Kişot 
79 •  Balzac -Vadideki Zambak 
80 •  Viktor Hugo -Sefiller 
81 •  Goethe -Faust 
82 •  Daniel Daefo -Robenson Cruzoe 
83 •  Dostoyevski -Suç ve Ceza 
84 •  Gogol -Ölü Canlar 
85 •  Turgenyev -Babalar ve Oğullar 
86 •  Tolstoy -Savaş ve Barış 
87 •  Gustav Flaubert -Madam Bovary 
88 •  Charles Dickens -İki Şehrin Hikâyesi 
89 •  Knut Hamsun -Açlık 
90 •  Jack London -Beyaz Diş 
91 •  Rabindranath Tagore -Gora 
92 •  Ernest Hemingway -Çanlar Kimin İçin Çalıyor 
93 •  William Faulkner  -Ses ve Öfke 
94 •  İvo Andriç -Drina Köprüsü 
95 •  Paniat İstrati -Akdeniz 
96 •  John Steinbeck -Fareler ve İnsanlar 
97 •  M Selimoviç -Derviş Ve Ölüm 
98 •  Cengiz Dağcı -Onlar da İnsandı 
99 •  Cengiz Aytmatov -Beyaz Gemi 
100 •  Cengiz Aytmatov -Gün Olur Asra Bedel

Kimileri Sıra Dışı Oluyor

Yıldız Kız
Jerry Spinelli
Epsilon Yayınevi / Gençlik Kulübü Dizisi


Anlaşılmaz biriydi. Bugündü. Yarındı. Kaktüs çiçeğinin baygın kokusu, küçük bir baykuşun uçuşan gölgesiydi. Onu aklımızdaki bir panoya iğnelemeye çalıştık, ama iğne panoya saplanmadı ve o, uçarak uzaklaştı.

YILDIZ KIZ. Çölde gökyüzü kadar büyülü, ev sıçanı kadar garip ve adı gibi gizemli.

Okula tüm renkleri ve sesleriyle geldiği ilk günden itibaren sakin Mica lisesinin koridorları "Yıldız Kız, Yıldız Kız" mırıltılarıyla uğulduyordu. Leo Burlock'un kalbini tek bir gülümsemeyle ele geçirdi. Okulun ruhunu, neşesiyle bir anda değistirdi. Mica lisesi öğrencileri büyülenmişti.

Başta böyleydi.

Sonra onu karşılarına aldılar. Yıldız Kız'ı kendisinde farklı olan her sey için lanetlediler. Leo da bu panikle, Yıldız Kız'dan, onu yok edecek tek seyi, normal olmasını istedi.

Sıra dışılığa bir övgü olan bu kitapta Newberry ödüllü Jerry Spinelli popüler toplumun tehlikelerini; ilk aşk heyecanı ve ilhamiyla yoğun bir dokuda örüyor.

Kimileri sıra dışı oluyor,
Kimileri sıra üstü,
Kimileri sıra içi,
Kimileri sıra altı diyorlardı.
Siz sıranın neresindesiniz?

Jerry Spinelli'nin Yıldız Kız kitabını mutlaka okumalısınız.

24 Mart 2011 Perşembe

Welcome to America

Köpekler Alçaktan Uçar
Alek Popov
Özgür Yayınları / Roman Dizisi



Plastik kutu içinde gelen babalarının peşinden BCBG Bulgaristan'a Çakılı Başarısızlardan olmama motiviyle YDTB Yurt Dışında Tutunan Bulgarlar sınıfına katılmak üzere Amerika'ya giden Ned ve kardeşi Angel'ın hikayesi bu. Kitapta dediği gibi sizin endişe etmeniz gerekmez, okurken keyif alin, bu onların hikayesi.

Welcome to America tadında bir hikaye bekliyorsanız yanılırsınız, kardeşlerin başından geçen içten ve biraz buruk bir hiyayeyi espri katarak anlatıyor bize Alek Popov. Sıfırdan başlayıp yeni bir sayfa açabilmeleri Baruch Anı gibi pek çok tesadüfi olayin kaotik düzensiliğiyle mümkün olabilecektir, elbette buna ne kadar düzen denebilirse.

22 Mart 2011 Salı

Küçük Arı'yla Tanışmak İstermisiniz

Küçük Arı / Little Bee
Chris Cleave
Pegasus Yayınları / Bestseller - Roman Dizisi


Zulüm ve çatışmadan kaçan insanlara güvenli bir sığınak sağlama geleneği ile gurur duyan İngiltere'de madeni bir İngiliz sterlini olma hayalleri kuran Nijerya'lı Küçük Arı'nın hayatta kalma ve batı medeniyetine entegre olma çabalarını anlatıyor bize Chris Cleave bu kitabında.

İngilterede ki mülteci gözetim merkezinden kaçışıyla başlayan kitabın hikayesi çok daha gerilere petrol savaşlarının yaşandığı Nijerya sahillerine uzanıyor. Küçük Arı gibi diğer kızlarında hikayeleri "Adamlar geldiler" ile başlayıp beni buraya koydular ile son bulan acı dolu hikayeler.

Küçük Arı'nın kaderi bir şekilde kendini Batman sanan küçük oğlu ÿcharlie ile yalnız kalan Sarah'ın kaderiyle çakışıyor. Bu kesişim noktası her ikisi içinde bir savruluş anlamına geliyor. Hikaye buz düzlemde ilerlerken biz farkına varmadan hikaye ye daha bir derinden nüfuz ediyoruz.

Kraliçenin Küçük Arı'yı kucaklayıp kucaklamadığını öğrenmek için kitabı okumalısınız. Anlatılan hikayenin ruhunuza dokunacağını sizi şimdiden temin ederim.

11 Mart 2011 Cuma

Firmin'in Dünyasından İzlenimler

Firmin
Sam Savage
(Hümanist Entel Serseri)
Özgür Yayınları / Roman Dizisi


Firmin 1960'larda Boston'da Pembroke kitabevinde dünyaya gözlerini açmıştır. Annesi doğuma yakın yaralı durumda güvenli bir yer arayışındayken bu kitabevine sığınıyor ve kaderin cilvesine bakınki Firmin okumayla rahat rahat haşır neşir olacağı bir mekanda büyüyor. Önce çevresini tanımakla işe başlayıp, okumayı sökme ve nihayetinde filozof olma yolunda basamakları hızla çıkıyor. Bilgi birikimi ne kadar çoğalsa da fare bedeninde sıkışıp kalmanın, insanlara özenip yapmak istediği konuşmak gibi pek çok faaliyeti gerçekleştirememenin bunalımı sık sık günyüzüne çıkıyor.

Yemeğe çok düşkün olmasa da yemek yiyip hayatını idame ettirmek, bir yandan sürekli okumaları, bir yandan dünyayı tanıma isteği Firmin'in ruhunda dalgalanmalara neden oluyor. Pembroke'un kapanmasıyla bilim kurgu yazarı Jerry Magoon'un evine yerleşen Firmin'in yazar olma hayallerini ve şehir planlamacıları tarafından aşina olduğu çevrenin yerlebir olmasının Firmin'in dünyasındaki izlerini sürüyoruz.

Bir romanın başlangıç kelimelerinin çok önemli olduğunu belirten Firmin bakalım yazacağı kitapta edebi değeri çok güçlü başlangıç cümlesi bulabilecek mi?

Somaliye Köklerine Dönüş

Benim Ülkem
Waris Dirie
Orjinal isim: Desert Dawn Waris Dirie
Bilge Kültür Sanat / Yaşantı Dizisi
Ocak 2005


Çöl Çiçeği olarak tanınan top model Waris Dirie Somali'de dünyaya gelip kıtlıklarla, açlıkla, kadınlara karşı süregelen anlaşılmaz geleneklerle, kabileler arası iç savaşlarla daha da zorlaşan hayatına deve çobanı olarak devam etmeyi bırakıp Londra'da yaşamaya gidiyor. Büyük bir çıkışla Londra'da moda dünyasına adım atıp Birleşmiş Milletler’de Afrikalı kadınları bilinçlendirme yolundaki çabalarıyla sivil toplum hareketine katkı yapmaya uzanan bir çizgi.

Ailesi ile uzun yıllar görüşemeyen Waris, Somali’de iç savaşın en fazla yaşandığı dönemde tekrar anavatanına dönüp onlara kavuşma çabalarını çok akıcı bir dille aktarıyor. Geride bir çocuk bırakmışken tehlikelerle, bürokratik engellerle, belirsizliklerle dolu bir yuvaya dönüş yolculuğu okuyoruz birinci ağızdan.

Somali adı altında Afrika’yı daha yakından tanımak, göremediğimiz noktalara ışık tutmak ve bir dönüş yolculuğuna şahit olmak için okunmalı bu kitap. Kitabın çeviriside son derece başarılı yapılmış, akıcı bir okunma sağlıyor.

Kitapta belirttiği gibi deve çobanı bir kızın fotomodel olması kadar imkansız denildiği noktadan köklerine dönüş yolculuğunu Waris edebi bir üslupla anlatıyor.

5 Mart 2011 Cumartesi

Guguk Kuşu Yuvadan Uçtu

Guguk Kuşu
Ken Kesey
Turkuvaz Kitaplığı

Temmuz 2007, ISBN: 9944860161


one flew east, one flew west
one flew over the cuckoo s nest...
(Biri doğuya uçtu, biri batıya… Biri de guguk kuşunun yuvasından uçtu…)

diye bir tekerleme ile başlıyor kitap. Beat kuşağının önemli temsilcilerinden Ken Kesey’in bu romanının ilk baskısı 1963’te basılmış, kitaptan uyarlanan senaryosu ile filme alınmış, 1976’da beş dalda Oscar ödülü almıştır. Bizdeki ilk baskı Altın Kitaplardan yayınlanmıştı. Kesey gençliğinde Amerikan hükümetinin yaptığı uyuşturucu kullanılarak yapılan zihin kontrolü deneylerine gönüllü katılmış, bu deneyler esnasında yakından tanıma imkanı bulduğu akıl hastanelerinin bizlere yabancı iç dünyasını bu romanı ile aktarmıştır. Roman akıl hastanelerinin durumunu tartışmaya açmış, düzeltici önlemler alınmasını sağlamıştır. Kitap edebi değerinin yanında, toplumsal bir işlevde görmüştür.

Katı kurallarla yönetilen bir akıl hastanesi, hapisten yatmaktansa akıl hastanesine gitmeyi tercih eden McMurphy, yıllardır hastana de yaşayan herkesin dilsiz bildiği kızılderili şef Bromden ve diğer hastaların çevresinde gelişen olaylar anlatılıyor. Hikayeyi Bromden’in düşüncelerinden okuyoruz. Kuralcı sisteme karşı inatla ayakta duran McMurphy hastalar arasında kahraman gibi kabul görür. Bromden’in de dediği gibi çıkarlarına ters düşen durumlarda şiddet uygulayabilen sistem, karşı konulamaz bir yapı olarak karşımıza çıkıyor.

Kitaptan önce filmini izlendiğinde filmdeki karakterler bir türlü gözümüzün önünden gitmiyor, hayal gücümüzün sınırlandığı bir gerçek.                    

Beat kuşağının düşünce yapısını tanımak isteyenler için önemli bir edebi eserdir.

Geçtin işte mevsim gibi kapımdan, gözlerinde bulut, saçlarında çiğ.

Gökçeada















Doublestrike Yaptı, Büyük Bülent

http://www.youtube.com/watch?v=z4uX2Qx-C38

Tarihi Kim Yazar?

http://www.youtube.com/watch?v=xCHeFQ5VsDg

Mistik Öğretiler, Efsaneler ve Bir Yaşam Felsefesi

Tanrılar Okulu
Stefano E. D'Anna

Çeviren: Yelda Gürlek
Sinedie Yayınları;
İstanbul, 2008, 16 x 24 cm., 474 sayfa, Türkçe, Karton Kapak.
ISBN No: 6056105203


Uluslararası şirketlerde uzun yıllar üst kademelerde çalışmış bir yöneticinin karşılaştığı sorunlara, geleneksel yollardan çözüm bulamayıp, alternatif çözüm arayışını anlatmakta kitap. Bu sorunlar herkesin başına gelebilecek gerek özel, gerekse çevre ile ilgili genel sorunlar.

Dreamer adlı öğretmenin, Lupelius'un kurmuş olduğu ezoterik okulda işlenen kadim öğretilere paralel olarak verdiği bilgiler doğrultusunda, hayatın özünde yaşanmış değişim ve ilerleme anlatılan konu.

Kitabın özünde bir insanın dışarıdan öğrenebileceği herhangi bir şey olmadığı, tüm bilginin içimizde yer aldığı ve içsel değişimimizle dünyayı değiştirebilme kudretine sahip olduğumuz işlenmekte. Potansiyel olarak hepimizin sahip olduğu ancak kinetik hale dönüştürmek için gerek şartların uzun yıllar yaşanmış yanlış düşünce ve yanlış yaşam tarzlarımızdan gelen kısıtlamalar altında olduğunun altı çizilmekte.

Tarihi, mitolojik ve dini konulara çok sık yapılan göndermelerle anlayış ufkumuzu daha çok genişletme yolunda yazar.

Bilginin öğretilemeyeceğine karşın Tanrılar Okulu kendi içinde ufak bir çelişki oluşturmakta. Diğer küçük bir nokta da gerçek anlamıyla bilge olan kişilerde, çevresindekilere karşı gösteriş yapmak gibi basit bir düşünce tarzına sahip olamayacağıdır. Dreamer'ın bazı konularda biraz gösteriş yaptığı izlenimi edinilmekte.

Bütünde kitap verdiği mesajlarla, hayata karşı kazandırdığı bakış açılarıyla ve insanı harekete geçmeye zorlayan motivasyon gücü ile oldukça başarılı. Quantum fiziği ile değişen algıları, new age felsefesinin getirdiği çözümlemeleri ve dini öğretileri uyum içinde harmanlamış yazar. Kitap, çıkış yolunu tam olarak gösteremese de, değişim yolunda harekete geçme isteğini üst seviyede kamçılamakta. Önemli olan hedefe ulaşmak değil, bu yolda harekete geçmektir zaten asıl olan.

Demokritos Tarihin Derinliklerinden Günümüze Işınlanmış

Tanrı Parçacığı / Leon Lederman
Evrim Yayınevi
Bilim

Çevirmen : Emre Kapkin
Nisan 2001, 502 sayfa, ISBN: 975503089-1


Lederman ve Teresi’nin Bilim Tarihini lokma kıvamında anlattıkları bu kitapta atom fikrini ilk kez ortaya atan Yunanlı düşünür Demokritos’un tarihin derinliklerinden günümüze ışınlandığını göreceksiniz. Şaşırtıcı olan ise uygulamalı bilimlere ağırlık vermiş günümüz bilimcilerine, yüzyıllar öncesinden özgün teoriler getirmesi.

Bilim Tarihini anlamamızı kolaylaştıran faydalı makaleler eklenmiş kitaba. Makalelerden biri bilim adamlarının üstünlüğü üzerine yazılmış. Temel soru yeni bir teori ortaya çıkarda, eski inanışları ters yüz ederse, eski teorilerin yaratıcıları daha az mı değerli oluyor fizikte? Kısaca Einstein, Newton’dan daha mı değerlidir? Diğer bir konu insanların kolayca kandırıldığı  metafizik konuların, quantum fiziği ile iç içe geçmişliği. New Age akımcılarının, şifacıların ve diğer metafizikçilerin yaptıkları hangi ölçüye kadar bilim hangi ölçüye kadar hurafe? Kaos, olasılık, sebep sonuç yasaları, atom altı parçacıkları, quarklar, leptonlar, bozonlar, kısaca eski fizikten başlayarak yeni fiziğin tüm alanlarından bahsediliyor kitapta.

Son kısımlarında parçacık hızlandırıcıları detaylı olarak anlatılmakta. Kitapta da denildiği üzere bir noktadan sonra ilerleme yapmak için çok çok büyük miktarlarda enerji gerektirmekte ve ilerlemenin marjinal faydası giderek düşmektedir. İlerlemenin katkısı giderek azalıyor. Bu kısımlarda hızlandırıcılarla ilgili detaylara çok fazla girilmiş.  
     
Bilim Tarihini böylesine keyifli anlatan bir başka kitap daha yok.

Bayrak Yarışı

Kitap Dostu,

Amacımız elbirliği ile bir okuma zinciri oluşturmak olup, bu zincirin okuma alışkanlığımızı arttıracağı, ufkumuzu genişleteceği ümit edilmektedir. İlk atış körleme yapıldı. İkincisinde daha biliçli olunacaktır.

Tetiklenen okuma döngüsü, herhangi bir adımda yapacağın katkıyla ivme kazanacaktır. Bu nedenle projenin devamı için yardımın hayati önemdedir. Başarılı olma ihtimali küçükte olsa harcanan çabaya ziyadesiyle değer.

Aşağıdaki listede yer alan kitaplar dolanıma girmiştir.

1.      Martı – Richard Bach
2.      Küçük Prens - Antoine de Saint-Exupery
3.      Simyacı - Paulo Coelho
4.      Sol Ayağım - Christy Browm
5.      Ölü Ozanlar Derneği – N. H. Kleinbaum
6.      Küçük Ağaç'ın Eğitimi -  Forrest Carter
7.      Hayvan Çiftliği – George Orwell
8.      Dinle Küçük Adam - Wilhelm Reich
9.      Ermiş – Halil Cibran
10.  Dorian Gray'in Portresi - Oscar Wilde

Kitap verilen kişi öncelikle adını, soyadını ve bulunduğu şehri ekli listeye kaydetmesi gerekir. Okumanız bittiğinde ise bir başka dostunuza – özellikle elinizdeki kitabı okumamış olan varsa – iletiniz. Hedefimiz kitap başına 100 okura ulaşmaktır. Hayalimiz okumamış kimse kalmayana kadar dolanıma devam edilmesidir. 

Olurda kitabı çok beğenir ve elinde tutmak istersen, bizi yinede çok memnun edersin. Yeter ki başka kitaplarıda aynı hevesle okumaya devam edesin.
  
En son kişinin iki seçeneği mevcuttur:
a)      Daha çok okura ulaşabilmek üzere kitabı bir kütüphaneye bağışlamak,
b)      Kitabı bir başka dosta ileterek zincire devam etmek.

Umarız ki kitapları zevkle okur ve vakit kaybetmeden listedeki okumadığınız diğer kitaplara yönelirsiniz.             

Yaptığımız hareketler sonsuzlukta yankısını bulur. Er geç yüreğinizdeki Simurg’u keşfedeceksiniz. Unutmayın ki bu yalnızca bir başlangıç.

Herkese nice nice okumalar.

AYDIN MISIN
Kilim gibi dokumada mutsuzluğu
Gidip gelen kara kuşlar havada
Saflar tutulmuş top sesleri gerilerden
Tabanında depremi kara güllelerin
Duymuyor musun

Kaldır başını kan uykulardan
Böyle yürek böyle atardamar
Atmaz olsun
Ses ol ışık ol yumruk ol
Karayeller başına indirmeden çatını
Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm
Alıp götürmeden büyük denizlere
Çabuk ol
Tam çağı işe başlamanın doğan günle
Bul içine tükürdüğün kitapları yeniden
Her satırında buram buram alın teri
Her sayfası günlük güneşlik
Utanma suçun tümü senin değil
Yırt otuzunda aldığın diplomayı
Alfabelik çocuk ol
Yollar kesilmiş alanlar sarılmış
Tel örgüler çevirmiş yöreni
Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende
Benden geçti mi demek istiyorsun
Aç iki kolunu iki yanına
Korkuluk ol

Rıfat ILGAZ

Tavla - Satranç

Pers imparatorunun baş veziri Büzur Mehir tarafından 1400 yıl önce tasarlanan tavla oyunu, dünyanın en popüler oyunlarından biridir. Zaman kavramından alınan ilhamla tasarlanan oyunun, zamana böylesine direnmesi son derece etkileyici.

Senenin bir'liği olarak tavla bir tanedir. Tavlanın içindeki karşılıklı 6'şar hane 12 ayı temsil eder. 15 açık ve 15 koyu renkli pul, Ayın 15 gece ve 15 gündüzünü simgeler. Karşılıklı 12'şer hane günün 24 saatidir.

Eski zamanlarda Hint İmparatoru, satranç oyununu Pers İmparatoruna, yanında bir mektup ile hediye olarak göndermiştir. Mektubunda oyunla ilgili hiçbir açıklama yapmazken şöyle bir mesaj yazmıştır:

Pers İmparatoruna;
Kim daha çok düşünüyor,
Kim daha iyi biliyor,
Kim daha ileriyi görüyor ise
O kazanır.
İşte hayat budur...


Pers İmparatoru dönemin en alim veziri olan Büzur Mehir ile bu mesajı paylaşarak, ondan oyunu çözmesini ve kendisinin de karşılık olarak Hint imparatoruna hediye edilmek üzere başka bir oyun icat etmesini ister. Vezir, haftalarca çalıştıktan sonra gönderilen 'Satranç'ın her taşının hareketlerini ve oyunun stratejisini çözer daha sonra da 10 günde "Tavla"yı icat eder ve imparatora sunar.

Hint İmparatoruna tavla oyunuyla birlikte gönderilmek üzere şöyle bir mesaj hazırlanır:
Hint imparatoruna;
Evet, Kim daha çok düşünüyor,
Kim daha iyi biliyor,
Kim daha ileriyi görüyor ise
O kazanır.
AMA BİRAZ DA ŞANSTIR
İşte hayat budur...

Yeni Yıl Kutlaması. (Cangı Cılıngız Kuttu Bolsun!)

Yeni yılınız kutlu olsun!
Cangı cılıngız kuttu bolsun! (Kırgız Türkçesi)
Yengi yılıngız mübarek bolsun! (Özbek Türkçesi)
Teze yılınızı gutlayaarın! (Türkmen Türkçesi)
Yengi yılıngızğa mübarek bolsun! (Yeni Uygur Türkçesi)
Canga cılıngız kuttı bolsın! (Karakalpak Türkçesi)
Sezne yanga yıl belen tebrik item! (Tatar Türkçesi)
Yanı ılınız kaırlı (mubarek) olsun! (Kırım Tatar Türkçesi)
Hezze yangı yıl menen kotlayım! (Başkırt Türkçesi)
Cangngı cılığıznı alğışlayma! (Karaçay-Malkar Türkçesi)
Yana yılınız men! (Nogay Türkçesi)
Yangı yılıgız kutlu bolsun! (Kumuk Türkçesi)
Yeni yılınızı kutlerim! (Gagauz Türkçesi)
Sizni yanhı yıl bıla kutleymın! (Karay/Karaim Türkçesi)
Naa çılnang alğıstapçam şirerni! (Hakas Türkçesi)
Caa çıl-bile bayır çedirip or men! (Tuva Türkçesi)
Slerdi cangı cılla utkup turum! (Altay Türkçesi)
Naa çıl çakşı polzun! (Şor Türkçesi)
Ehigini şanga cılınan eğerdeliibin! (Sahaca / Yakutça)
Sene sul yaçepe salamlatap! (Çuvaşça)
(Türk Dil Kurumundan...)

İzmir Güzellemesi

04-08.02.2009, İzmir
Atın iyisi doru, yiğidin hası deli olur.-Anonim

Bir yüzük yaptım sana güvercin teleğinden,
Bir yüzük bükerek hoşçakal sözcüğünden.
Bir yüzük yaptım belli belirsiz,
Eski bir gramafon sesinden.
Bir yüzük serçe parmağın için,
Bulutsuz bir gecede kayan yıldız izinden.
-Metin Altıok

Ey, iki adımlık yerküre, senin bütün arka bahçelerini gördüm ben! diyordu maddi başarıların aslında beyhude olduğunu acı ve pişmanlıkla anlayan Nilgün Marmara bir şiirinde. Ne kadar yüksek sesle okusakta, ne kadar üzerinde kılı kırk yararcasına düşünsekte dönüp dolaşıp korku ve gelecek kaygılarıyla aynı sürüncemenin içine kuzu gibi geliyoruz. Çünkü bizim kaderimiz değişmez, her daim şehirde işsiz, köyde rençber, cephede askeriz. Ama birileri dönmek istemeyecek. İşte bu yazı keşke hiç dönmeseydim İzmir’den diye hayıflanan gerçeği katışıksız aktardığı iddasındaki – hayaller, duygular, özlemler hariç - Keten Helvacı mahlaslı gubetçimizden.

Mühür kimde ise Süleyman odur diyerek ağzımı hayra, gerisini bayıra açıp başlıyorum anlatmaya. Erkenden kalktım, yolculuk vakti geldi çattı. Bavulumu akşamdan hazırlamıştım. Eksiklerin kontrolünü yaptım, aynaya bakmadan evden ayrıldım. Özlenen Tour de France’ın mini bir kopyasını yaşamak için marşa basmıştım. Sabiha Gökçen’e varma, check in yaptırma, aylak aylak havaalanında gezinme gerçekliğe katkılarımdı. Bekleme salonunda otururuyorum. Yazın bir Cuma akşamında Kabataş’tan Yalovaya giden Babalar vapurunda gibi hissediyorum kendimi. Ailemden uzaktayım. Eşim çocuğum İzmir’de, ben İstanbulda. Bir süre sonra aileme kavuşacağımı hissediyorum. Benim uçağımda bir Babalar vapuru. Aileme kavuşmaya vesile olacak bu uçak. Haydi kaptan gazı kökle, varalım bir an önce İzmir’e.

Uçakta yaşlı bir hanım sağıma oturuyor. Solumda cam kenarında ise bir genç kız. Ben ortada asil bir kont edasıyla seyahat ediyorum. Genç kız camdan bakıyor. Kirpikleri öyle uzun, öyle biçimli ki mızrap vursam viyola sesi verecek. Tonla maskara yetmez sürmeye. Leydim maskaranın kilosu kaça?

İzmir Palas Otelinde kalacağım. Atatürk Caddesi üzerindeymiş. Evim Atatürk Caddesinde, otelim Atatürk Caddesinde, inancım Atatürk’te. Kutsal üçleme – trinity– böyle bir şey olsa gerek. Karşıyaka’ya vapurla geçip, Kordon’da bira içerim. Hepi topu dört gün. Fazla şey sığdıramam zaten bu kısa geziye. En afillisinden dinlenmiş olacağım ki büyük devlet bana. İstanbul, şom ağızlım, asırlar geçti kısmetimi söylemedin bana. Bak güzel İzmir nasılda vaatlerle dolu, nasılda kanımı kaynatıyor.   

Amaçlarıma ulaşabilirsem İzmir marşı ile gelip, mehter marşıyla döneceğim İstanbul’a. Hayalim gerçekleşirse Egenin mendereslerinde akmazmıyım o zaman çavlan gibi, gedizlerinde alüvyon olup tel tel dökülmezmiyim. Ama bilirim dağları aşıp denize kavuşamayan bahtsız bir nehirim bu coğrafyada. Deniz hep çok uzaklarda bana. İşte bu nedenle göğe çeviririm yüzümü ve dalıp giderim İzmir semalarına.

Taksiye bindim, otele vardım. Otel merkezde, konumu harika. Yalnız odam şehir manzaralı. Ben deniz manzaralı istemiştim oysa. 716 numaralı oda, 7. kat İzmir manzarası.  

Artık İzmir’i keşfe çıkabilirim. Önce Alsancak istikametine yürüdüm. Cafeler, restoranlar, çay bahçeleri sahil boyunca sıralanmış. Liman işletmelerine kadar yürüdüm. Dönüşte Sunset’te oturup bira içtim, midye yedim. Oradan Konak tarafına döndüm. Pasaport İskelesini geçip Saat Kulesine kadar yürüdüm. Konak Pier’i gezdim. Pasaportta kahve molası verdim elbette. Rüzgar kuvvetli esiyor. Bostanlıya motor seferleri iptal omuş. Karşıyakaya seferler devam ediyor. Yürüyüş yaptım, resim çektim. Öpüşenler, elele dolaşanlar ne kadar çok Kordon’da. Aşkın fay hattı Kordon’dan geçiyor olsa gerek.

Falıma da baktırdım nasipse. Falcı bacı gaipten bildirdi, stratosfer mağmaya değse arayışım son bulmayacakmış. Alıştım bu duruma, çoktan aldırdım sinirlerimi. Aramayı bırakıp yaşamam lazım, sadece yaşamam. John Lock, Claire’e ne zaman aramayı bıraktım o zaman buldum huzuru diyordu. Aramayı bırakmaksa büyük boşluk. Çelişki arşa değmiş. Küçük Kadınlar’ın jenerik müziğinde dediği gibi kurduğun hayalleri ayazlar yıksa da, sen yeter ki hep hayal et, hayat döner sana. Hayat dönecek mi, baki değil gözümün nuru, baki değil, kızılcık şerbeti içmişim.

Yarın öğlen Karşıyaka’ya geçeceğim. Boyoz ve gevrek yiyeceğim. Pekte levanten yiyeceğine benzemiyor şu Boyoz. Merak ettim şimdi tadını. Tekrar Konak tarafına yürüdüm. İskelede restoranda fasıl var. Münir Nurettin’den geliyor nağmeler. Müzik eko yapıyor hem meydanda, hem bağrımda. Otele dönerken buzlu badem aldım. Bol bol buzlu badem yerim artık oradan buradan.

İkinci güne erken kalkarak başlıyorum güne. Kahvatımı yapıp, doğru Alsancak İskelesine gidiyorum. Karşıyakaya , İzmir’den kopuk yaşayanların mekanına gidiyorum. Karşıyakalılara İzmirlimisin denince kızıyorlar, Karşıyakalıyız diyorlar. Farklılaşma arayışındalar. Karşıyaka’da iskelenin karşısındaki sokakları birer birer dolaştım. Tersane yönüne ve sonra diğer yöne sahilde salındım. Attilla İlhan’ın heykelini koymuşlar sahile, edebiyattan uzak değiller. 9 Eylül vapuru ile Konağa döndüm. Kemeraltı, Kızlarağası Hanı, Hisanönü öğleden sonraki adreslerimdi. Yemek, kahve, yürüyüş, bol resim, üzerine mesir macunu civa gibi oldum kimse tutamaz artık beni. Sabahı İnciraltı pavyonlarında getireceğim bu gidişle. Alsancak – Karşıyaka – Konak, eşkenar üçgenin tüm kenarları boyunca hareket halindeyim. Lakin bütünler açım İstanbul’da. Bir evet dese canı gönülden arc tanjanttan, kotanjanta cümle trigonometrik açılarda yöneylem araştırmasında bulunacağım da, ben basit sayılarda takılıp kaldım. Sıfırı keşfetmişim en azından. Bu bile başarı.

Tek başına dolaşmanın hiçte zevki yok, alyuvarlarımda hissediyorum. Hemoglobinim ölçülse yalnızlığım kolayca anlaşılır. Damarlarım tıkanmış, safra kesem patlamış, kalemimden safra akıyor. Lezzeti soframa ancak sen getirebilirsin. Onunçün irtibatı koparamam seninle my precioussssssssss. Bana su ver, bana ekmek ver, bana hırka ver. Bende sana tonla moloz vereyim yamaçlarımdan. 2 mach’a çıkarıp hızımı ses duvarını ancak o zaman geçebilirim. Aşırı kütleden bir an önce kurtulmam lazım.

1250 fahrenheit’ta likide dönen
Katı yürekli elementim,
Özde yanan sevgilim.
Asırlardır harareti beklersin.
Közde tuttum ruhumu.
Damıttım koca bir ömür.
Erimiş volkan olmuş,
Alsam onu ocaktan,
Yüreğine bıraksam.
Fahrenheit’ın yeter mi
Avuç avuç tatmaya,
Deniz fenerim olmaya.

Tarım ürünlerinin deniz yoluyla sevkiyatı için inşa edilmiş Alsancak Limanına, oradan Konağa iki zamanlı mekik vaziyetindeyim. Yarın Sevgi Yoluna ve Kültür Parka giderim. Cumartesi ise Manisa Yolunu ziyaret ederim, belki teleferiğe binerim. Yürümekten bacaklarım liflif olmuş, bitap düşmüşüm. Yatağa yatınca daha bir günyüzüne çıkıyor ağrılarım. Sabah kalktığımda hala ağrıyordu bacaklarım. Kahvaltı yaptım, çıktım yine Kordon’a. Bugün uzun mesafeli planlar yapamıyorum. Sahilde oturdum, çiğdem çitledim, kitap okudum. Oradan Sevgi Yoluna gittim. Swis Otelin hemen arkasında, çok yakın İzmir Palas’a. Kumpir yedim, dolaştım bir aşağı bir yukarı. Gençler yoğun Sevgi Yolunda. Onlar gitmeyecekte kim gidecek, adı üstünde Sevgi Yolu. Pasaporta geldim, kahve içtim, yazı yazdım. Epey bir süre yalnız gezeceğim, sonra, sonrası üç elmayla bir kerevet. Bulutlar, sisler dağılıyor güneşin ışıklarıyla. Ferahlık kaplıyor içimi. Açık hava hakim olacak bundan böyle kainatta. Keyif aldığım nadir anlardan biri. Odama gidip bu satırları kaleme alıyorum. Bu akşam rakı içmem gerekiyor, ekabir işi olmalı. La Seraya gidiyorum. Palamarı yine çözemedim. Limanın güvenliğini tercih ediyorum. Geceyi sabaha rakı ve mezeyle bağlıyorum.

Sabah hem uykusuzum, hem başım ağıyor. Kahvaltı niyetine iki kumruyu mideye indirip Alaçatıya doğru yola çıkıyorum. Giderken otobandan, dönüşte eski yoldan döneceğim. Yel değirmenlerini görünce Alaçatıya geldiğimi anlıyorum. İmren Han’da Sakızlı kahve içiyorum. Rumlardan kalma yel değirmenlerinin oradan manzaraya bakıyorum. Oradan Çeşmeye transit. Çeşme Kalesini gezip, sahilde çayımı içiyorum. Türkiyenin en güzel hastanesi Urla Devlet Hastanesinde kalça çıkığı tedavimi yaptırıp –yılların hamalında kalça çıkığı olmasında kimlerde olsun- , Güzelbahçe, Narlıdere, Balçova, Konak istikametinden dönüyorum. Topçu’da şiş yenirmiş, İsmet Ustada çorba içilirmiş. İzmire gelipte Ege mutfağına özgü yemeklerden yemeden durulmazmış. Zeytinyağlılara yükleniyorum. Yemekten sonra Kültür Park’a giderim. Buralara kadar gelmişken kusur kalmasın fuar. Ertesi günü havaalnına giderken Asansör’e bineceğim ve oradan Kadifekaleye gidip İzmir manzarasını yanımda götürmek istiyorum.

Devrisi gün sabah erkenden kalkıp bavulumu topladım. Kahvaltı yapıp doğruca Smyrna Meydanına gittim. İzmir’in ilk yerleşim yeriymiş. Ama kapalı, gezemiyorum. Oradan ver elini Tarihi Asansör. Dario Moreno’nun Evi hemen Asansörün dibinde. Restoran kısmı tadilatta. 14 Şubat Sevgililer gününde açılacakmış. Oradan Kadıfekaleye çıktım. İzmirin tamamı bana gelmiş. Agora’dan Tünellerle Kaleye çıkılıyormuş. Günümüzde tüneller kapalıymış. İzmir’i arşınlayıp havaalanına geliyorum.

Dişe taş takılır
Taşa kaş yapılır
Kaşa baş bulunur
Başa kuş vurulur
Kuş’a düşte ağlanır
Düşte fal bakılır
Taş baş bana, kuş kaş sana
Anan yani, baban yani
Tut elimi yabani
Yüreyelim Kordon’da
Binelim Konak’tan vapura
Ver elini Karşıyaka
Menemen, Foça, Aliağa
Balçova, Buca, Bornova
Kadifekaleden bakalım
Alaçatıya uzanalım
İşte sana İzmir turu
Bizden olsun hamuru
Afiyet şeker bal olsun
Huzur dolsun kalbiniz
Az biraz sabır gösteriniz
Eli kulağında yeni gezimiz

Yaşadıklarımız bütün olsa da, yazıya dökerken yer yer boşlukların kaldığı aşikardır. Asıl kerametin boşlukta olduğunu belirtmek isterim. O boşluk ki yüreğime düğümlenmiş, çözülememektedir.  

Gurbet yavrum garba düşmektir gurbet demiş Cemal Süreyya. Engellemesi elimizde olmayan, büsbütün dışımızda gelişen olaylar belirliyor gurbette olup olmadığımızı. Niyesini bulmak için mantıklı yanıtlar arıyoruz boşa. Aynı yerde kalsakta garba düşüyoruz illaki. Gurbeti içimizde taşıyoruz. Dünyayı bir küre gibi kamera açısından izlyebilecek kadar bakış açısı kazandığımızda her gitmek isteği aslında bilfiil kendimizden gitme isteğidir ve bu sadece bir kez gerçekleşebilir, algılıyoruz. Öyleyse kendimizden gidene kadar gurbete devam.